MEHMET KAMIŞ
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Bir Küs Köyü Sakini: ‘KAF DAĞI’ (Final)

Bir Küs Köyü Sakini: ‘KAF DAĞI’ (Final)

Google'da Abone Ol service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bunlar hem ‘karanlık üçlü’ hem ‘uyumsuz’ olmalarına bakmamışlar, bir de Kaf Dağı’nı kendilerine mekân seçmişler yahu!..

***

Bana “bir varmış, bir yokmuş” gibi davrandıkları için ben de onlara; “ha varmış, ha yokmuş” muamelesi yapıyorum. Kısas hakkım ya… Çünkü mukaddes kitabımızda da buyrulduğu üzere; “Kısasta sizin için hayat vardır.” (Bakara, 179/2) Sonra arkamdan “bu çok değişti” diye fısıldaşıyorlar; peşinen, Nâzım Hikmet Ran’ın o net duruşuyla cevap vermiş olayım onlara: “Beni benden öğren; herkese aynı değilim ben…”

Ayrıca bir ilave yapayım; kimsenin benim için ‘çok iyi insan’ demesi gibi bir endişem de yok. Ben; iyi olana iyi, kötü olana kötüyüm… Muhabbete muhabbet, sevgiye sevgi, saygıya saygı, küfüre küfür!.. Yani iyilerin altını, bu menfaatçi kötülerin de üstünü çizdim! (Memleketin dünyası aforizma, hayatları Polat Alemdar olmuş!)

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin, Sâmiha Ayverdi’den yaptığı alıntıyı hatırlayalım:
“Her ceviz yuvarlaktır. Her yuvarlak ceviz değildir. Herkes insandır, fakat her gördüğün insan, insan değildir!!!”

Gelelim kendilerini dev aynasında görenlerin sığınağı KAF DAĞI’na…

Masallarda cinlerin, perilerin, devlerin ve en çok da Anka Kuşlarının yaşadığı söylenen, o ulaşılması imkânsız denilerek tasvir edilen mistik bir mekandır burası… Türk halk inançları ve edebiyatında dünyayı çevrelediğine inanılan, yeşil zümrütten oluşan efsanevi, hayali bir dağdır…

EĞRİLEREK ÇIKILAN SAHTE ZİRVELER VE RÜTBE YANILGISI

İşte ‘Küs Köyü’nün o riyakâr sakinleri; birinci bölümün “Karanlık Üçlü” (Narsisizm, Makyavelizm, Psikopati) dehlizlerinden geçip pragmatizmi kirlettikten, ikinci bölümde ise taktıkları sahte maskelerle dostlarının etini çiğneyip hasetle beslendikten sonra, nihayet kendilerine sığınacak son bir sığınak olarak bu efsanevi dağı seçtiler. Ancak onların tırmandığı Kaf Dağı, masallardaki gibi zümrüdüankaların uçtuğu bir bilgelik zirvesi değil; nokta kadar menfaat uğruna virgül gibi eğrilen omurgalardan örülmüş sahte bir fildişi kuledir.

Berryer’in bahsettiği o altın torbalarını toplamak için eğilmekten, Kaf Dağı’nın tepesine vardıklarında artık dik duracak bir omurgaları kalmamıştır. Kendilerini o dağın tepesinde kral sanıp aşağıya kibirle bakarlar. Oysa unuttukları hakikatı Huban Asena Özkan dillendirsin:

“Her canlı yaşar, lâkin her soluk yaşatmaz!
Deve de binektir eşek de ama şaha kalkmak ata yakışır!
Serçe de kuştur karga da ama yüksekten uçmak kartala yakışır!
Çakal da ormanda yaşar sırtlan da ama kral olmak aslana yakışır!

Çakalların ve sırtlanların saltanatı, aslanın kükreyişine kadardır. Aynaya baktıklarında kendilerini kartal gören bu kargalar, menfaatleri uğruna en yakınlarını satarak çıktıkları o zirvede asla barınamazlar. Çünkü “eğri ağacın düz gölgesi olmaz!” (İmam Gazali)

TÜKÜRÜLEN YÜZLER VE “ÇANTADA KEKLİK” YANILGISI

Kaf Dağı’nın soğuk iklimi, narsist şovların ve “celladına aşık” olanların maskesini er ya da geç düşürür. Çehreleri güler yüzlüyken şems-pâre, samimiyken derviş, muhabbet açarken sırra sırdaş gibi görünen bu tipler; aslında sadece ağızdan laf almak, açık kollamak ve içlerindeki o kadim “hıkd ü hased” (kin ve haset) duygusunu gizlemek için “uyumlu” rolü yaparlar.

Dün “Aman buraya gelmesin, midemi bulandırıyor, iğreniyorum” diyerek arkasından çirkince konuştukları insanların bugün menfaatleri uğruna altına sandalye çeker, tükürdüklerini yalarlar. Bizim sabrımızı, suskunluğumuzu ve görmezden gelişlerimizi ise kendi cehaletleriyle zafiyet sanırlar.

Şems-i Tebrîzî’nin o muazzam dizeleri tam da bu asalak zihniyetin yüzüne çarpan bir tokattır:

“Anladım ki;
İnsanlar…
Susanı korkak,
Görmezden geleni aptal,
Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar…

Oysa ki;
Biz istediğimiz kadar hayatımızdalar.
Göz yumduğumuz kadar dürüstler
Ve sustuğumuz kadar…

İnsanlar…”

Aziz Mahmud Hüdâyî’nin asırlar öncesinden sorduğu o can alıcı soru, bugün Kaf Dağı’nın eteklerinde haramzade bir çığlık gibi yankılanıyor:

“Cümle insan bir babadan bir anadan oldular
Pes yine birbirine hıkd ü hased etmek neden?..”

FİNAL: ATEŞ Mİ SENİ YAKAR, SEN Mİ ATEŞİ?

Vezn-i Aher tarzındaki o meşhur kelime simetrisini anımsayın:

“Dostuna kötü, surete iyi,
Masa her şeyi, aslı hiçbir şey,
Menfaat, menfaat, menfaat…”

Hayat, o kelimelerin yer değiştirmesi gibi sarsıcı bir adaletle vurur insanı. Kendilerini Kaf Dağı’nın hakimi sanan o menfaatçi güruhun kulağına, meşhur şiirindeki o muazzam kehanetiyle Yavuz Sultan Selim Han fısıldar:

“Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur
Herkesi dost mu sandın belki ol ağyâr olur…”

Arkadaşını, dostunu beklediği çıkarı göremeyince tek kalemde silen, üstüne bir de aşağıladığını zanneden o kibirli akıllara cevabı, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî‘nin sohbet şeyhi Şems-i Tebrîzî versin:

“Sen gel bakalım…
Gel…
Ateşle nasıl oynanır göstereyim.
Gör bakalım,
Ateş mi seni yakar,
Sen mi ateşi?”

Aşağıladıkları, tek kalemde sildikleri o temiz yüreklerden çok uzakta, elerinde kalan tek şey ruhlarını çürüten haset kırıntılarıdır. Tükürdüklerini yalayarak, dostlarını satarak çıktıkları o sahte zirve, hakikatin yerçekimiyle altlarından kayıp gidecek. Küs Köyü’nün bu menfaatçi sakinleri, kendi kibirleriyle ördükleri Kaf Dağı’nın altında kalmaya mahkumdurlar. Çünkü nokta kadar menfaat için virgül olanlar, gün gelir hayatın son noktasında yapayalnız elenirler.

SON SÖZ…

Arkadaşını, dostunu bir kalemde silip Kaf Dağı’na çıktığını sananlar; unutmayın, yukarısı çok soğuktur. Orada ne şems-pâre bir çehre var, ne de sığınacak bir derviş postu. Sadece o eğrilen, bükülen maskelerinizle ve kendi yaktığınız o sahte ateşle baş başa kalırsınız.

“Ha varmışsınız, ha yokmuşsunuz…”
Bizim için artık hiç fark etmez.

Noktayı; haksızlığa, dalkavukluğa ve menfaat çarkına boyun eğmeyen, sözünü esirgemeyen o kadim halk ozanlarımızdan Aşık Fuat Çerkezoğlu’nun aşıklık geleneğini sürdüren oğlu Erhan Çerkezoğlu koysun…

“El etek öpmekten eriyen zatlar,
Yalakalık ile yürüyen zatlar,
Hikmeti kendinde arayan zatlar,
Bizi beğenmiyor hele bak hele!”

Kalın sağlıcakla; selamlar, saygılar…

Bir Küs Köyü Sakini: ‘KAF DAĞI’ (Final)
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Bizi Takip Edin
Giriş Yap

Gazete DOKUZ ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!