Afetler geldiğinde kim olduğumuzu değil, ne kadar hazır olduğumuzu sorgular. Ne ünvanın, ne logonun, ne de tabelanın bir önemi kalır. Enkazın altında kalan bir can için tek gerçek vardır: Ona kimin ulaştığı değil, ne kadar hızlı ulaşıldığı.
Bugün ülkemizde arama kurtarma alanında faaliyet gösteren birçok sivil toplum kuruluşu var. Her biri büyük bir özveriyle, gönüllülük esasıyla çalışıyor. Ancak zaman zaman bu yapılar arasında görünmeyen bir rekabet duygusunun oluştuğunu üzülerek görüyoruz.
Oysa gerçek şu: Bizler rakip değiliz. Aynı enkazın altına eğilen, aynı çığlığa koşan, aynı hayata tutunmaya çalışan insanlarız.
Afet öncesi hazırlık süreci, işte tam da bu yüzden hayati bir öneme sahiptir. Çünkü afet anında kurulacak iş birliği, afet öncesinde kurulan güvene dayanır. Birbirini tanımayan ekipler, aynı sahada uyumlu çalışamaz. Ortak dil geliştirmemiş, birlikte ter dökmemiş ekipler, kriz anında koordinasyon sağlayamaz.
Bu yüzden yapılması gereken çok nettir:
Ortak eğitimler yapılmalı.
Birlikte tatbikatlar düzenlenmeli.
Bilgi saklanmamalı, paylaşılmalı.
Ekipman değil, tecrübe yarıştırılmalı.
Çünkü afetler yarış alanı değildir.
Afetler, insanlığın sınandığı anlardır. Ve bu sınavdan geçmenin tek yolu, “ben” demeyi bırakıp “biz” olabilmektir.
Unutmayalım…
Bir gün o enkazın altında biz de olabiliriz!
Ve o an, yukarıda kimin olduğu değil; birlikte çalışıp çalışamadıkları hayatımızı belirleyecek.
Bugün atılacak her iş birliği adımı, yarın kurtarılacak bir can demektir.
Gelin…
Aynı hedefe yürüyen gönüllüler olarak omuz omuza verelim.
Rekabeti değil, dayanışmayı büyütelim.
Çünkü afetlere karşı en büyük gücümüz:
‘BİRLİK’tir.

